Uzunçalar

Medicine for soul.

‘Yaptığımız her müzik ‘Biz’i besliyor’

Mart ayında ilk albümleri ‘Müzik İstiyoruz’u çıkaran ‘Biz’, rock müziğin Türkçe sözlerle de iyi yapılabileceğini kanıtlıyor.

ntvmsnbc
Güncelleme: 15:47 TSİ 29 Mayıs. 2012 Salı

İSTANBUL - 2008 yılında kurulan ‘Biz’, Mehmet Güren(gitar/vokal), Damla Pehlevan (klavye/geri vokaller) ve Osman Konuray’dan (davul) oluşuyor. Gençlik festivalleri konserler ve çeşitli mekanlarda sahne alan Biz, dünyaca ünlü grup Pixies’in ‘’Where is My Mind’ şarkısının Türkçe adaptasyonu ‘Aklım Nerede’ için Pixies’in vokalisti Frank Black’ten onay alabilen tek grup. ‘İçinden Gelen’e çektikleri videodan sonra 2. videolarına hazırlanan ‘Biz’le bir araya geldik…

Grubun adı da şarkı sözleri gibi yalın ve gösterişten uzak. Grubun oluşum süreci nasıl gelişti ve adını koyarken göz önünde bulundurduğunuz kriterler neler oldu?
M:
Grup yıllar boyu birikmiş bestelerin bir kısmı üzerinden hareket aldı. Damla ile liseden beri tanışıyoruz, Osman’la da grubun kuruluşundan beri hep birlikteydik. Hepimiz yakın arkadaşız zaten. Biz ismi de, şarkıların da öne çıkardığı beraberlik teması, sıkça dile getirdiğimiz 1+1’in 2 den çok daha fazlası etmesi durumuna vurgu yapıyor aslında. Birlikte hareket etmenin verdiği heyecan müziğimizi besleyen asıl unsur.

Müzik yazarları tarafından Türkiye’de indie müzik adına çok önemli bir boşluğu doldurduğunuz hatta İngiliz indie müziğinin Türkçe olarak en samimi karşılığını yaptığınız ifade edildi. Siz yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz/tanımlamak istiyor musunuz?
M:
Biz’in müziğini keskin sınırlarla çizmekten kaçınsak da, samimi ve zorlama olmadığını, hem duygusal hem de coşkulu olmaya uğraştığını söylebiliriz. Herhangi bir kaygıyla yapılmadığını da söylesek yanlış olmaz. Bu yorumları duymak bizi motive etti, iyi ki varlar.

D: Müzikal olarak oldukça yalın ve bu kararlılığı sayesinde etkili bir müzik olduğunu düşünüyorum ben.

O: Indie akımlardan etkilendiğimizden ise şüphe yok, zira son dönemde global anlamda da rock müziğini şekillendiren bir akım bu.

Frank Black’ten ‘Where’s my mind’ın ‘Aklım Nerede’ adaptasyonu için onay almak zor oldu mu? Grubun hayranlarından tepki alma konusunda herhangi bir çekinceniz oldu mu?
D:
‘Where is my mind’ Mehmet’le 2003’te Galatasaray Lisesi adına farklı bir yorumunu yaptığımız, ödül aldığımız bir parça, aslında bu bakımdan manevi bir anlamı var. Bu işe giriştik, bestecisi Frank Black’in onayı gerekiyor teorik olarak, parçayı gönderdik ve heyecanlı bir bekleyişten sonra onay geldi. Başka bir dilde farklı sözlerle yapılmış bir adaptasyon örneği yok bildiğimiz kadarıyla ‘Where Is My Mind’ın, o yüzden hiç onay vermeyebilir diye de düşünmedik değil.

M: ‘Aklım Nerede’yi bir saygı duruşu olarak görüyoruz, çünkü benim şahsen müzikal anlamda bugün bile dönüp dolaşıp tekrar vardığım yer Pixies diyebilirim. Tekrar birleştiklerini öğrendiğimde 1 ay kendine gelememiş ve sırf konserlerine gitmek için yurtdışına çıkmış aşırı bir Pixies hayranı olarak ‘Aklım Nerede’ içime sinmişse, grubun gerçek hayranlarının da içine siner diye düşünüyorum, tabi yine de bu bir zevk meselesi. Çekince ise hiç söz konusu olmadı.

O: ‘Aklım Nerede’yi yaparken keyfimize göre takıldık açıkçası. Konserlerde de ilgi görüyor, özellikle istenen bir parça, bu yüzden doğru bir iş yaptığımızı düşünüyoruz.

Eskiden birçok müzik grubunun daha çok canlı performansı oluyordu. Ancak bugün bu sayıda kayda değer bir düşüş gözleniyor. Hatta canlı performanlar neredeyse sadece festivallerle kısıtlanır oldu. Sizce eğlence anlayışımız mı değişiyor, yoksa artık piyasaya eskisi gibi iyi gruplar mı çıkmıyor?
M:
İyi gruplar var bana kalırsa, ama İstanbul gibi fazla seçenek sunan bir şehirde kayboluyorlar ve işin kötü tarafı İstanbul’da maalesef yeni müziğe aç dinleyici kitlelerinin gidebilecekleri mekan sayısı çok sınırlı, aktivite seçeneği de çok fazla olunca, hem bir müşkülpesentlik hem de bir üşengeçlik devreye giriyor hepimizde, dinleyici ve müziği yapanın birbirini bulması iyice zorlaşıyor.

D: Ben daha çok müzik dinleme mekani olmasi gerektigini düşünüyorum, olanların da teknik olarak geliştirilmesi gerektiğini. Müziği doğru dinleyebilmek için. Ne kadar cok seçenek olursa o kadar hareketli bir piyasa olacak, konserlerin sayısıda artar böylece.

Bildiğimiz kadarıyla bireysel olarak ayrı ayrı farklı projelerde de yer almışsınız. Mesela Osman Kung-Fu’da çalıyor, Damla Babazula’yla bir turneye çıkmış. Bilmediğimiz ya da planlanan başka projeler var mı?
O:
Şu an için yok. Biz’in ikinci albümü üzerine çalışmaya başlamak için sabırsızlanıyorum.

D: Yaptığımız her müzik ‘Biz’i besliyor. Başka projeler olsa da sonunda ‘Biz’ oluyoruz.

M: Aklımızda Biz’le ilgili bazı yan projeler de var. Akustik performanslar veriyoruz dış ve iç mekanlarda, seyirciyle doğrudan iletişime geçtiğimiz, kimi zaman seyircinin sesinin bizi domine edebildiği, üretken, ucu açık samimi konserler bunlar. Bu olağandışı hissiyatı bir şekilde kayıtlara da taşımak istiyoruz, akustik bir ‘Biz’ projesi için de çalışıyoruz bir yandan.

Son zamanlarda en çok dinlediğiniz müzisyenler kimler ve hangi müzisyenlerle ortak bir projede yer almak ve beraber calışmak isterdiniz?
M:
Son zamanlarda ortaya çıkmış gruplardan Arcade Fire bence müzik tarihine adını altın harflerle yazdırdı. 2000’lerde çıkmış en iyi müziklerden birini yapıyorlar. Onlarla birlikte müzik yapmak heyecan verici olurdu.

Müzik gruplarının hayranlarıyla daha yakın bır ilişki kurabilmesi açısından sosyal medyayı kullanmaları oldukça önemli. Siz sosyal medyayı ne sıklıkta ve nasıl kullanıyorsunuz?
D:
Sosyal medya başlıbaşına bir mecra oldu, artık sadece bu işle ilgilenen bir ekip arkadaşınız olması gerekiyor. Twitter, Facebook ve bizmuzik.com websayfamız aktif olarak güncelleniyor. ‘Biz müzik’ diye aratınca biz’i bulabilirler. Ayrıca sosyal medyada daha çok yer almayı ve daha planlı uygulamalara gitmeyi düşünüyoruz ilerideki günlerde.

En çok yerli/yabancı hangi festivalde sahne almak isterdiniz? En yakın tarihli konseriniz ne zaman olacak?
O:
Yurtdışındaki festivallerde yer almayı çok isterdik. İlk aklıma gelen Budapeşte’deki Sziget.

D: Bu dönemde de hep festivallerde çıkıyoruz, en yakın konserimiz 3 Haziran’da Beşiktaş Anadolu Lisesi Festivali’nde olacak. Sabırsızlıkla bekliyoruz. 6 Haziran’da ise Galatasaray Lisesi’ndeyiz.

bizmuzik.com
facebook.com/bizmuzikistiyoruz
twitter.com/bizmuzik

Bu festivaller kaçmaz!

Yaz yaklasiyor, Avrupa’nın önemli muzik festivallerine gitmek için simdiden harekete geçmek lazım. İşte bu yaz gorulmesi gereken 5 muzik festivali…

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:41 TSİ 14 Mayıs. 2012 Pazartesi

Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla Avrupa’daki dev müzik festivallerinin de programları tek tek açıklanıyor. Bu sene Glastonbury ve Oxegen düzenlenmeyecek olsa da ağırladığı gruplarla ve zevkli atmosferleriyle hem tatil yapıp hem de hayranı olduğunuz grupların canlı performanslarını izleyerek bir taşla iki kuş vurabileceğiniz en gözde 5 festivali seçtik.

Sónar Uluslararası Müzik ve Görsel Sanatlar Festivali, Barcelona/İspanya

14 – 16 Haziran 2012 
sonar.es/en



Barselona’da düzenlenen ve bir yandan da en iyi elektronik müzik festivallerinden biri olan Sonar, görsel sanatları da bünyesine dahil ederek İspanyol ve uluslararası birçok sanatçıyı ağırlıyor. Ayrıca Sonar, diğer birçok festivalin aksine kamp alanı olan belirli bir yerde değil tüm şehri kapsayarak gerçekleşiyor. Festival bu sene, Deadmau5, Modeselektor, Nicolas Jaar ve Azari III ve daha birçok sanatçıyı konuk edecek.

Rock Werchter, Werchter/ Belçika

28 Haziran – 1 Temmuz 2012 
rockwerchter.be



1974 yılından bu yana Belçika’nın Werchter kasabasında düzenlenen festival, dünyanın en prestijli festivallerinden biri. Rock Wechter, 2011’de ‘Avrupa’nın En İyi Programa Sahip Festivali’ ödülüne de layık görüldü. Festivalde bu sene The Cure, Pearl Jam, RHCP ve Incubus gibi efsanevi grupların yanısıra Justice, Skrillex, Deadmau5 ve Amon Tobin gibi elektronik müziğin de önde gelen isimleri sahne alacak.

Roskilde Festivali, Roskilde/Danimarka

5 – 8 Temmuz 2012 
roskilde-festival.dk

Avrupa’nın en büyük kültür ve müzik festivali olan ve 1971’den beri düzenlenen Roskilde Festivali, Danimarka’nın Woodstock’u olarak da anılıyor. Festivalde bu sene sahne alacak isimler arasında Bruce Springsteen & The E Street Band, Björk, Bon Iver, The Cure, The Roots ve Friendly Fires var.

Tomorrowland, Antwerp – Boom / Belçika

27 – 29 Temmuz 2012 
tomorrowland.be

2005 yılından beri düzenlenen festivalin alanı, bir peri masalından esinlenmişçesine dekore edilerek elektronik müzik sahnesine sihirli bir dokunuşta bulunuyor. Her sene dünyaca ünlü DJ’lerin sahne aldığı festivalin bu seneki konukları arasında Avicii, Fatboy Slim, Calvin Harris, Maceo Plex, Above& Beyond ve Carl Cox gibi ünlü DJ’ler yer alıyor.

Sziget Festivali, Budapeşte/Macaristan

06-13 Ağustos 2012 
sziget.hu

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de her yıl düzenlenen Sziget Festivali Avrupa’nın en popüler festivallerinden biri. Şehri ikiye ayıran Tuna Nehri’nin ortasındaki Obuda Adası’nda gerçekleşen festival, adını Macarca’da ada anlamına gelen ‘sziget’ kelimesinden alıyor.

Geçtiğimiz sene ‘Avrupa’nın En İyi Büyük Festivali’ ödülü alan ve bu yıl 6-13 Ağustos 2012 tarihleri arasında 20. kez düzenlenecek olan Sziget Festivali’nde sahne alacak isimlerden bazıları:

The Stone Roses, Friendly Fires, Two Door Cinema Club, The XX, The Vaccines, Steve Aoki ve Crystal Fighters.

(Source: ntvmsnbc.com)

‘Rahatsızlığı seviyoruz’

İlk albümleri ‘Aftermath’ ile oldukça iyi bir çıkış yapan ve yoluna hızla devam eden Soaked, sahne performansları ve yüksek enerjisiyle adından sıkça söz ettirmeye devam ediyor…

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:19 TSİ 13 Mart. 2012 Salı

İSTANBUL - İlk EP’leri ‘Into the Light’ın ardından ilk albümleri ‘Aftermath’ı da yayınlayan Soaked, enerjik olduğu kadar karanlık ve sert duruşuyla da öne çıkarak son günlerin en çok takip edilen gruplarından biri haline geldi.

Türkiye’de elektronik müziğin başarılı temsilcilerinden olarak gösterilen Soaked, Balamir Nazlıca (besteler, sözler, vokal, klavye, artwork), Hatice Arıcı (Back-vokal, klavye) ve Emrah Akar (Gitar) ile yolculuğuna devam ediyor.

Soaked’un 2003’e dayanan bir geçmişi var. Bugüne dek geçirdiği aşamalar sonrasında son dönemin en çok ilgi gören ve adından söz ettiren gruplarından biri oldunuz. Bu süreçte Soaked’u başarı konusunda en çok tetikleyen öğeler neler oldu?
Hatice:
İlk olarak, temellerinin 2003’e, Balamir’in kişisel üretimlerine dayanıyor olması ve hala onun üretimlerinin şekillenmeleri üzerinden gidiyor olması tutarlılık getiriyor aslında. Ama başarı çok çalışmak, sistemli çalışmak, bilinçli çalışmak, vazgeçmemekten geçiyor. Müziğimize, yaptığımız işe, birbirimize inanmak ve her koşulda hayallerden vazgeçmeyerek gerçekçi olmak en temel öğeler.

2 yıla 1 EP, 2 video klip, yurtiçi ve yurtdışı konserler ve bir de ‘Aftermath’ albümünü sığdırdınız. In Light ve Gemlike şarkılarına çektiğiniz videolar da oldukça ilgi çekici. Bunların yanı sıra projemefon’da da başarılı oldunuz. Yeni bir klip daha geliyor mu?
Emrah: Evet, yeni klibin çekimlerini tamamladık, yakın zamanda hazır olacak. Projemefondaki başarımız imkanlarımızı arttırdı ve klip konusunda haliyle daha serbest düşünebilmemize olanak verdi. Klipte yine Soaked’un tavrına ve Emre Akay’a yakışır imzalar var, ki zaten Soaked + Video = Emre Akay gibi bir denklemi benimsedi artık bu ekip.

Soakedart.com’a ve albümünüze baktığımızda her şey oldukça ahenkli ve bir konsept çerçevesinde ilerliyor. Ayrıca çizimler oldukça karanlık ve sert. Soaked’un müziği, şarkı sözleri ve çizimlerle kendi kendini oluşturan ve tanımlayan bir konsept olduğunu söyleyebilir miyiz?
Balamir:
Soaked bir konsepttir cümlesi bir yıl önce ortaya çıktı. Bunun da arkasında durmak istiyoruz. Çok hayallerimiz var (herkes gibi) ama aradaki fark şu: biz son iki yılda bir EP, bir albüm, üç video klip, sayısız konser ve festival yaptık. Bu üretimlerin üzerine benim çizimlerim de eklendi. Rahatsızlığı seviyoruz. Çizimlerin de tadı oradan geliyor. Çizimler veya görsel olmadan işitselin anlamını bilmiyorum.

Şarkı sözleri benden çıkıyor ve bol bol evde duran top 100 klasik kitaplardan esinleniyorum. Çizim içinse son 20 yıldır çizgi roman koleksiyonumdan ilham alıyorum. Aç, içlerinde kaybol! Bunlar bir araya gelince bir şeyler çıkıyor. Bunu yapabilmek için yılların emeği sözkonusu. Sanatımı kimse için değil yalnızca kendim için yapıyorum. Keşif benim için. Çocukluğumdan beri böyleyimdir. Boşlukta ne var, bir sonraki adım ne olabilir? Konsept aslında bu. Diğer tüm artwork, VJ performansları ve çıkan enerji bizim illuzyonumuz - ya da en azından bu benim illuzyonum.

Müzikal anlamda sizleri şimdiye dek en çok etkileyen ve örnek aldığınız müzisyenler hangileri?
Balamir:
Bunun yerine kendim bir soru soracağım ve yanıtlayacağım. Eskisi kadar çok müzik dinliyor musun? Hayır dinlemiyorum. Uzun zaman önce de hayran kavramını veya esinlenme ya da beğenme kavramını yitirdim, bilinçli bir şekilde… Ne demek istediğimi anlayacak bir çok insanın olması beni psikolojik olarak rahatlatıyor.

Emrah: Enstrümanistlik anlamında çok yönlülüğü ile Andy Timmons başı çekenlerden. Müzikal anlamda dönemsel olarak Dream Theater, Queen, Pink Floyd, son zamanlarda ise Electro Deluxe ve Jamiroquai…

Hatice: Ben rahatsız edici şeylerden, beni rahatsız eden şeylerden besleniyorum. Önyargılardan özellikle. Ezber bozmak önemli. Ama bunu bencilce yapıyorum, derdim kimseye bir şey anlatmak, iletmek değil. En azından bu projede değil. İnsanların rahatsız oldukları şeylerle beslenip onlara bunu geri sunduğunuzdaki bilinçsizliği seviyorum. Bu anlattıklarımın çağrıştırdığı müzisyen ve sanatçıların üretimlerimde etkisi olduğunu belirtebilirim sanırım.

Müziğinizde synth-pop (80’lerin popüler müzik tarzlarından biri) öğeleri yoğun olmakla beraber tarzınız rock müziğe de oldukça yakın. Siz müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Emrah:
Açıkçası dün gerçekleştirdiğimiz klip çekiminden sonra kesinlikle bir “pop” grubu olduğumuzu düşünmüyorum. Biz baya metal gibi hisseden, çalan ama synth müzik yapan bir ekip olduk. Altyapı, klavye ve vokaller bu tarzın normlarını uygularken rythim sessionda gitar ve davulun sert partisyonlar çalması bende bu müziğe synth-rock deme ihtiyacı uyandırıyor ve bence ortaya çıkan enerji uyumsuz değil aksine çok güçlü.

Soaked’un işitsel olduğu kadar görsel bir grup olduğunu da söyleyebiliriz. İnternette de oldukça sıkı takipçileriniz var. Soaked’u bu kadar sevilen bir grup yapan sizce nedir?
Hatice:
Dinleyicilerle, takipçilerle iletişimde olmayı seviyoruz. Yalnızca internette de değil, konser öncesi sonrası gelin sohbet edelim diyoruz, onları tanımaya çalışıyoruz. Stüdyo kayıtlarına davet ediyoruz. Bu güzel bir iletişim ve enerji. Ama asıl etken tabii ki şudur; insanları kandırmıyoruz. Onlara bir şey satma derdimiz yok. “Bak kardeşim, bu benim müziğim, görselim, üretimim, performansım; gel, seversen sen de bir parçası ol…” Samimiyet en önemli etkendir, ve tabii ki bunun getirdiği iyi müzik, iyi üretim, iyi enerji. Piyasa koşulları ne olursa olsun insanlar ciddi ve iyi üretimi anlıyor ve değer veriyorlar.

Soaked - Gemlike

Son dönemde en çok beğendiğiniz/beraber çalışmak istediğiniz yerli ve yabancı müzisyenler kimler ve 2011’in sizi en çok heyecanlandıran, en başarılı albümü hangisi?
Balamir: M83. Björk açıkçası çok dinlediğim bir sanatçı değil. Ama en son Biophelia’da çok kıskanılacak bir hareket yapmış. O da bir konser açılışında yeni albümün konsepti için David Attenborough ile çalışmış. Işte burada kafayı yedim. Kendisini hepimiz biliriz muhtemelen ama belgesel manyağı bir insan olarak enfes bir calışma olmuş diyorum. O projede yer almak bir parçası olmak isterdim.

Hatice: Ben eski kafalıyım biraz. Yeni şeyleri tesadüfen buluyorum. Bu huyumu değiştirmeye çalışıyorum. Son dönemde Lykke Li’yi keşfettim, bayıldım. Metronomy gülümseyerek yaptığım bir keşifti, albümleri güzeldi. Yerlilerden, çok güzel üretimler var. Kök, Acaip Ademler, DDR ve She Past Away beni mutlu eden ekipler.

Emrah: Yerli yeni gruplar içinde birçok güzel çalışmalar var ama yerli grup denildiğinde aklıma ilk gelen isim hep Mor ve Ötesi. Beni heyecanlandıran diyemeyeceğim ama en başarılı albüm sanırım Adele’in 21 albümü. Gerçi albümün değil de daha çok Adele’in sesinin beni etkilendiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.

Ghetto, Babylon ve Roxy gibi İstanbul’un belli başlı mekânlarında konserler veriyorsunuz. Önümüzdeki günlerdeki programınızda neler var?
Hatice: İstanbul canlı müzik performansı, mekanlar, organizasyon açısından fena durumda biliyorsunuz. Bir elin parmaklarını geçmiyor mekanlar malesef. Bu sene İstabul konserleri kadar şehirdışı ve yurdışına da ağırlık vereceğiz, çalışmalar o yönde. 20 Nisan Cuma akşamı SALON İKSV’deyiz. Sonrasında günü kesinleşmemiş ama yüksek muhtemel konserler var. Yurtdışı görüşmeleri devam ediyor, bu sene sanırım daha fazla gezeceğiz. Konser haberleri için dinleyicilerin iletişim kanallarımızı takip etmelerini önerebilirim.

(Source: ntvmsnbc.com)

MULTITAP SÜRPRİZLERLE DOLU!



Vay Arkadaş’ filmine yaptıkları müzikleriyle ve yeni albümleri ‘Özel Birisin’ ile övgüleri toplayan Multitap, Biguddi Özel’in yeni konuğu…

Multitap, biguddi.com‘a hayranlarına sürprizler yapmaya devam edeceklerine dair tüyolar verdi. Şahika Özarslan sordu, grup yanıtladı…
İlk albümleri ‘Takım Oyunu’nun ardından ‘Vay Arkadaş’ filmine yaptıkları müziklerle ve 2. stüdyo albümleri ‘Özel Birisin’  ile övgüleri toplayan Multitap, yaptığımız röportajda enerjik sahne performansları ve minik mutluluklar dağıtan şarkılarıyla hayranlarına sürprizler yapmaya devam edeceklerine dair tüyolar verdi.

MULTITAP SÜRPRİZLERLE DOLU!

İlk albümünüz ‘Takım Oyunu’ndan sonra ikinci albümünüz olan ‘Özel Birisin’ de oldukça ilgi gördü ve Multitap’in daha olgun olan yönünü görmüş olduk. Siz bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz? 

İlk albümümüz ‘Takım Oyunu’ teknik imkanları kendi stüdyomuza endeksli, daha elektronik altyapılı, şarkı temaları daha evcil ve öznel, anlatımı ise daha dolaylı bir albümdü.
İkinci albümümüz ‘Özel Birisin’ için kullandığımız teknik imkanlar üst düzeydeydi. Şarkılarda kendi özel dünyamızdan biraz çıkıp insanlara dokunmak istedik. Aşka ve insan ilişkilerine dair şarkılara yer verdik. Bu albümde biraz daha direkt bir anlatım kullandık, daha bol akustik enstruman çaldık, daha sıcak ve olgun bir albüm olmasını istedik. Bu, müzikal yolculuğumuzun bize daha başka sürprizler sunabileceğinin de kanıtı. Bir yandan bunu gerçekleştirirken bir yandan da müziğimizin giderek daha fazla ilgi görüyor olması çok sevindirici. 
 
Şarkılarınızda genellikle günlük hayattan örnekler vererek bunları oldukça yalın ve samimi bir dille anlatıyorsunuz. Sahnedeyken hayranlarınızın belki de alt metni olan bu sözlere bir şekilde ortak olması size nasıl hissettiriyor? 

Şarkılar canlı varlıklar gibi davranıyorlar, insanların hayatlarına, zihinlerine girip onlarla birlikte yaşamaya, onların hikayelerine karışmaya başlıyorlar. Duygularını tetikliyor, onları güldürüyor, hüzünlendiriyorlar. Sıra sahneye çıkıp da onalrla birlikte söylemeye geldiğinde bunun sihirli bir iletişim olduğunu hissediyoruz. Büyük bir kalabalığın ortak bir dilde ve histe bir araya gelmesi çok tuhaf bir his, günlük hayatta yaptığınız diğer şeylerin verdiği histen çok farklı. Bu nedenle bize kendimizi harika hissettiriyor :) 

Facebook sayfanızda oldukça keyifli videolar paylaşarak hayranlarınıza sürprizler yapıyorsunuz.. Mesela kediniz Stu’yu ya da sabah kahve keyfinizi izleyebiliyoruz. Ayrıca geçtiğimiz yıl çocuklara hediye ettiğiniz 23 Nisan videosu da çok güzeldi. Bu videoların devamı gelecek mi? :) 

Elbette devamı gelecek. Benim (Selim) video-art’a büyük bir ilgim var. Her fırsatta bir şeyler kaydetmeye ve kaydettiğim görüntülerden bir şeyler kurgulamaya çalışıyorum. Aynı evde oluşumuz ve herkesin ilginç karakterler olması bana fazlasıyla malzeme sunuyor. Sağ olsun çocuklar da şöyle bir şey yapalım mı dediğim zaman beni kırmıyorlar ve ortaya bu tarz videolar çıkıyor :) 

Oasis, MGMT, Friendly Fires gibi dünya çapında ünlü grupların hit şarkılarını da oldukça başarılı bir şekilde yorumluyorsunuz. En çok keyif alarak söylediğiniz/çaldığınız cover parça hangisi? 

Grup kurulduğundan beri çaldığımız cover şarkılar bizim ayırt edici bir özelliğimiz olmuştu. Hiçbir şarkının insanın kendi şarkısını çalması kadar keyif vermediğini belirtmeden geçmeyelim ama hala çalmakta olduğumuz bazı coverlar var ve hepsi de sahnede kendi şarkılarımızı tamamlayan şarkılar. Şimdi aralarına ‘Asuman Pansuman’ ve Ünlü’den ‘Rüya’ gibi Türkçe şarkılar da katıldı. Oasis’ten ‘Wonderwall’ kült bir şarkı ve onu kalabalıkla birlikte söylemek çok zevkli. Yeni eklediklerimizden ‘Asuman Pansuman’ da yeni olduğu için bizi çok heyecanlandırıyor.  Çaldığımız enstrumanların tamamını bolca kullandığımız bir şarkı olduğu için onu da çok sevdik ve benimsedik. 
 
Vay Arkadaş filminin müziklerini yaptınız, Ali bir şarkı söyledi ve 2. stüdyo albümünüz ‘Özel Birisin’de de söylediği 2 rap şarkı var. Ali’yi bundan sonra daha çok sahne önünde görebilecek miyiz? 

Ali’nin Vay Arkadaş’la başlayan şarkı söyleme macerası tam gaz devam ediyor. Sahnede inanılmaz bir karizması var ve insanlar tarafından çok seviliyor. Grupta böyle bir adamın olması müthiş bir zenginlik. Müzik adına yapabileceğimiz ne varsa yapmak, tüm potansiyelimizi kullanmak istiyoruz. Ali’yi bu anlamda sahne önünde görmeye devam edeceğiz, belki Taçkın ve Sertaç için de sürpriz gelişmeler olur, kim bilir? :) 

Son yıllarda kazandığımız Eurovision başarıları ve bu sene Can Bonomo’nun Türkiye’yi temsil etmesi konusunda fikirleriniz neler?

Can yakın arkadaşımız ve Eurovision için seçilmesi bizi çok mutlu etti. Bu durum müzik sektöründe uzun zamandır öngördüğümüz kırılmanın gerçekleşmeye başladığının bir kanıtı.

Can’ın ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğine ve Trt’nin attığı bu cesur adımın ne kadar isabetli olduğunun ortaya çıkacağına dair en ufak bir şüphemiz bile yok. Can’ın gideceğini duyduğumuz an ‘artık taşlar yerinden oynuyor, müzik sektörü dayatmalardan ve kalıplardan kurtuluyor‘ dedik. 

Son dönemde en çok beğendiğiniz/beraber çalışmak istediğiniz yerli ve yabancı müzisyenler kimler ve 2011’in sizi en çok heyecanlandıran, en başarılı albümü hangisi? 

Henüz birlikte çalışma fikrini yeşertecek kadar kendi dışımıza çıktığımız söylenemez. Müzik adına yapmak istediğimiz çok şey var ve çok iştahlıyız. Philip Zdar adında Fransız bir prodüktör var ve yaptığı işlere hayranız lakin bu topraklarda yetişen bir grup olarak burayı daha iyi özümsemek ve buraya ait benzersiz bir tat yakalamak istiyoruz, bu nedenle albümlerimizde başımızda bir prodüktör yok, müzikal fikirleri kendimiz oluşturuyoruz. 2011 de bizi heyecanlandıran albümlerden aklımıza gelenler…

Arctic Monkeys-Suck it and See, Metronomy-The English Riviera, Lenny Kravitz-Black&White America ve Cascadeur-The Human Octopus.

Hazırlayan:Şahika Özarslan @mojobeton